
Bel Libros benim için bir kitapçıdan fazla bir şeydir, orda yalnız aradığım kitapları değil aramadığım kitapları da bulurum, bir tür oyun gibi, mesela sağdaki rafın üçüncü gözünde bir yazarın bir kitabı varsa aynı yazarın aynı kitabı soldaki rafın beşinci gözünde de olabilir, düzen kelimesine yabancı bir ortam, karışıktır burası, yığınlar, yığınlar kitap yığınları ve orda eşelenmek, gözlerimi kitap sırtlarında, kapaklarında gezdirmek tuhaf bir haz verir bana. Bu hafta ikinci gidişimde aldığım kitaplar şöyle , Italo Calvino'dan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu ve Palomar, Jerzy Kosinski'den Çelik Bilye, Francoise Giroud ve Bernard-Henry Levy'nin Kadınlar ve Erkekler üstüne yazılmış söyleşi kitabını ki bunu Sera'ya hediye olarak aldım, beş çayına davetli olduğumdan Le Cafe'den aldığım elmalı paylar ve kitap elimde, Sera'nın hazırladığı kaşarlı simitler, kakaolu portakallı kek ve demlenmiş çay beni beklerken içeri girdim, Sera görmeyeli daha bir güzelleşmiş, bir on kilo vermiş, aşkın güzel, iyileştirici yanına iyi bir örnek... Sohbet koyuydu her zaman olduğu gibi; sevgilisinin şiirlerini kitap haline dönüştürmüş iyi de yapmış şimdi kitaplı iki şair oldular, bir de Şinasi'den Şair Evlenmesi olur mu, olursa şiire devam ederler mi bilmem...
Bir de Yüz Yıllık Yalnızlık Marquez'in yüz senedir beni oku diye çağırdığı kitabını almıştım Bel Libros'tan onu unuttum, Marquez'in Benim Hüzünlü Orospularım'ı okumuştum, pis bir moruğun erotizmine göndermeler yapan bu kitabı zevkle okumuştum, bu arada kitabın İspanyolca orjinal adına bayılmıştım, mısra gibiydi, MEMORIA DE MIS PUTAS TRISTES of aman of!... Yaşlı erkek, artık moruklamış bir erkek ve cinsellik, kaç yaşında olursa olsun cinsellik sürüyor, fişek aynı fişek olmasa da fişek sonuçta, patlayabilir...
Geçenlerde seyrettiğim Bethoven'i Anlamak adlı filimde Bethoven yardımcısına, notalarını temize çeken Anna'ya -ki tam bir müzik delisi bir konservatuar öğrencisidir- kendini yıkamasını emreder, anlaşma harici bir istek, Anna ürkek, çekingen ama giderek zevk de alır yıkarken, ben öyle gördüm, cinsellik yoktur bu sahnede varsa da daha çok Bethoven'in bilinç akışında vardır, hayalinde, bir ara gözlerini de kapamıştır tastan dökülen su çıplak bedeninde süzülürken; bu sahneden Paul Auster'in Yazı Odasında Yolculuklar'ına yumuşak bir geçiş yapmak mümkün gibi görünür, orda da pis bir moruk vardır, roman böyle başlar, yaşlı adam hafızasını kaybetmiştir, kadın bakıcı odaya girer, aaa! ne tesadüf bu da Anna'dır ki, tersinden okursak yine Anna olur, ama soyadı Blume'dir yani Anna Blume ki o Son Şeyler Ülkesinde'n Yazı Odasında Yolculuklar'a sıçramış bir roman karakteridir ve hafızasını kaybetmiş yaşlı adamla ki Anna Blume'ı yaratan adamdır konuşmaya başlar, sonra Anna Blume yaşlı adamı tıpkı Bethoven'in Anna'sı gibi yıkar, ama burda cinsellik vardır, önce yıkar sonra eline alır ve yaşlı adamı boşaltır...
Yazı Odasında Yolculuklar'ı okurken Paul Auster'in eğer bir gün hafızamı kaybetsem nasıl olurdu diye düşünerek kitabı yazdığını düşündüm desem elbet bir tahmin olur ama olsun böyle diyorum bir tahmin işte. Yaşlı adamın hafızası yavaş yavaş yerine gelir, bir takım isimler hatırlar ki bunlar daha önce yazmış olduğu roman karekterlerinin ismidir; bir bir ortaya çıkarlar az önce gördük Anna Blume çıkmıştı, sonra Ay Sarayın'dan Marco Fogg ki Paul Auster'in romanlarındaki en kaderci ve nihilist karakterdir, Leviathan'dan ilkin roman yazarı sonradan bombacı Benjamin Sachs gelir, onu Yanılsamalar'dan Profesör David Zimmer takip eder, Kilitli Oda'dan kayıp yazar Fanshawe çıkagelir, en son yaşlı adamın ilk ve en has adamı Cam Kent'ten Daniel Quinn arzı-ı endam eder, hepsi geçmişin hayaletleridir; Quinn der ki Hey adamım beni tanımadın mı, Quinn ile yaşlı adamın karşılaşması duygusaldır; gerçekten de Cam Kent - Quinn, Paul Auster'in kendi adıyla yayınlattığı ilk romanıdır -- bu roman yayınlanmadan beş yıl önce 1982'de Paul Auster Köşeye Kıstırmak adlı -orjinali Squeeze Play- bir polisiye romanı Paul Benjamin takma adıyla yayınlar, kitap yayınlanmadan önce uzun zaman yayınevlerinden geri çevrilmişti, Auster sevenler için, diğer kitaplarını okuyanlar için Auster nasıl bir dedektif romanı yazmış diye merak edenler için okumak ilginç olabilir, Auster'in erken yazarlık dönemine bir bakış... Auster ilk beş desem Ay Sarayı, Son Şeyler Ülkesinde, Leviathan, Kehanet Gecesi, Yazı Odasında Yolculuklar şeklinde olur da New york Üçlemesi'de ayrı bir tat vermişti o da ayrı...
Yeri gelmişken Cam Kent'in ilk kıvılcımı nasıl çakmış ona bakalım, gerçek hayatta Paul Auster'e yanlış gelen iki telefon üzerine yazılır, bunu da Kırmızı Defter'de açıklar P.A. ayrıca bkz : http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Text.asp?ID=8973&BGID=6
Sevgili Okur, sonra Bukowski var bu yazının başlangıcına geri geri sıçrarsak, şu pis moruğun hikayesine canım, onu ilk kez Antalya civarında sahilde bir arkadaşımla güneşlenirken tanıdım, arkadaşım Izy iğrenç espirileri olan Almanya'da doğmuş bir çocuktu ve elindeki kitap Almanca bir Bukowski'ydi ki henüz türkçeye çevrilmemişti o zamanlar, arkadaşım hemen bir kaç paragraf çevirdi bana "vay" dedim "tam Türk okurun seveceği bir yazar" sevildi de şimdi kitapçı raflarındaki onlarca kitabına bakarsan, o sahilde güneşlendiğimiz günden tam bir yıl sonra ilk kitabı Kasabanın En Güzel Kızı yayınlandı, okuduğum ilk kitabıdır, epey zaman sevgilime bu adla seslendim, Kasabanı En Güzel Kızı Bukowski'nin seçme öykülerinden oluşur, kolay okunan, eğlencelik ama derinliği olan öykülerdir bunlar, rahat okunması Bukowski'nin yazıyı konuşur gibi yazmasından gelir, bu öyküler arasında özellikle 15 cm en sevdiğim öyküsüdür ki ne zaman bu eğlenceli fantastik bir kurguyu okusam gerçekten oluyor mu hissine kapılırım. Sonra Henry Miller var yıllanmış şaraplardan, Nexus- Sexus ve Black Spring, Cinsellik Dünyam, Insomnia -Uykusuzluk kitaplarıyla bildiğim, okuduğum, Miller hayatını adım adım yazıya dönüştürmüştür, sanırım o kadar kerhaneleri ve sokakları yaşamıştır ki kurmaya hayal kurmaya gerek duymadan yazmıştır, yaşadığını yazmıştır, burda sözü Henry Miller'e bırakalım ve noktayı koyalım : " Yazar olarak özel bir kişiyim, salt yaşantımı yazmaya karar verdim ve bu kararımdan hiç ayrılmadım. Yaşantımı hem daha kolay hem de daha gerçek olduğu için yazdım. Çünkü yaşantım hayal edebileceğim her şeyden daha gerçek ve benim açımdan önemli olduğu için hayal ürünü kişiler ve olaylar aramaya gerek duymadım".

0 yorum:
Yorum Gönder